AMED - Meclis Komisyonu’nun sunduğu rapordaki eksikliklere ve “muğlak” ifadelere işaret eden ÖHD’li Semra Balyan, “Yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması ve bu aşamanın sürüncemede bırakılmaması çok önemli” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerisiyle Kürt sorununun çözümü için Meclis’te kurulan komisyonunun raporunu sunmasının ardından, gözler atılacak hukuki adımlara çevrildi. Ancak aradan geçen süreye rağmen bu konuda tek bir adım dahi atılmadı.
Yasal düzenlemelerin bu kadar zamana yayılması tepkilere neden olurken, iktidar yetkilileri kimi düzenlemelerin bayram sonrası gündeme alınacağını belirtiyor. Fakat raporun tam olarak ne zaman, ne şekilde hayata geçirileceği ve rapordaki eksikliklerin öneriler doğrultusunda düzeltilip düzeltilemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Semra Balyan, rapora dair değerlendirmelerde bulundu.
Rapordaki en büyük sorunlardan birinin, Kürt meselesinin hala “güvenlik sorunu” olarak adlandırılması olduğunu belirten Semra Balyan, rapordaki “Terörsüz Türkiye hedefi” kavramına dikkat çekti. 40 yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmalı süreçte kök sorunların neler olduğuna değinmeden ele alınmasının eksiklik olduğunu söyleyen Semra Balyan, “Kürtlerin bugüne kadar verdiği kimlik, hak ve özgürlükler, demokratik bir yaşam sürdürebilme mücadelesinin bu şekilde görülmeden, yine sebep ile sonuçları üzerinde açık bir şekilde durulmaması raporun eksikliklerinden biridir” dedi.
RAPORDA KADINLARA YER VERİLMEDİ
Raporda hemen hemen kadınlarla ilgili konulara hiç yer verilmediğini sözlerine ekleyen Semra Balyan, “Biz biliyoruz ki, bu coğrafyada barış için en büyük mücadeleyi veren kadınlar oldu. Yine savaşın en büyük sonuçları kadınlar şahsında doğdu. Bu süreç boyunca kadınların yaşam yerlerinden sürülmesi, yoksullaştırılması, ev içi emeğinin sömürülmesi, Kürdistan coğrafyasında bu çatışmalı ortamda üniformalı şiddetine, cinsel şiddete maruz bırakılması gibi konular raporda hiç dillendirilmedi. Kadın yapıları bu konuda kapsamlı bir rapor sunmalarına rağmen bu hususlara hiç değinilmeden; kadınların barışın kurucu birer öznesi olduğu gerçeği görülmeden, bir rapor dili oluşturulması da yine çok büyük bir eksiklik. Bırakın bunları, kadın kelimesi dahi geçmiyor. Oysa ki raporun birçok yerinde, raporun barış sürecinin sağlanması noktasında ortak bir iradeyi temsil ettiği noktasında birçok değerlendirme, tespit var. Ama bizler biliyoruz ki toplumun yarasını oluşturan kadınların kendi sözünün burada referans alınmaması, komisyon aşamasında dile getirdiği sorunlara ve önerilere hiçbir atıfta bulunulmaması, bu toplumsal mutabakat ayağının eksik olduğunu gösteriyor” diye belirtti.
Semra Balyan, raporda yine toplumsal cinsiyet eşitliğine de vurgu yapılmamasın, “barış dışı bir konuymuş gibi görmezden gelinmesinin” büyük bir eksiklik olduğunu dile getirdi. Selma Balyan, “Hakikat komisyonları gibi mekanizmaların işletilmesi yoluyla, bu çatışmalı süreçlerde yaşanan haksızlıkların ortaya çıkarılması, hakikatle yüzleşilmesi ve bunların mağdurları için bir onarımın sağlanması gibi süreçlerin konuşulması amaçlanıyor. Ama rapora baktığımızda böyle bir sürece ve geçiş adaleti sürecine dair yine hiçbir tespit ya da yol gösterici bir işaret yok. Bunun da bir eksiklik olduğunu belirtmek gerekiyor” diye konuştu.
‘KARDEŞLİK HUKUKU’
Raporda geçen “Kardeşlik hukuku” kavramına işaret eden Semra Balyan, “Rapor açıklandı ve beklenen aşama artık yasal düzenlemeler aşamasına geçilmesi. Dolayısıyla bu kardeşlik hukuku vurgusuyla birlikte bunu yerine getirecek yasama işlevi kapsamında bunun bir hukuk kaynağı olarak görülmesi çok önemli bir nokta. Yani bir hukuk, bir meşruiyet kaynağı olarak görülmesi; yasal düzenlemelerin geniş bir katılımla ortaya çıkarılması noktasında bir referans noktası olacaktır. Raporda yine kardeşlik hukuku kavramı altında toplumun belli kesimleri arasındaki farklılıkların çatışma sebebi olarak değil; ortak hayatın zenginliği olarak kabul edilen toplumsal değerler olduğu şeklinde bir değerlendirme var. Umuyorum ki bundan sonraki yasama sürecinde de yine bu çerçeveden bakılmaya devam eder” ifadelerini kullandı.
AYM VE AİHM KARARLARI
Raporda, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının eksiksiz uygulanması için “Etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı” yönündeki öneriye dikkat çeken Semra Balyan, “Aslında şu an ki mevcut mevzuat, hem AİHM hem de AYM kararlarının bağlayıcı olduğu noktasında ikna edici bir yerde. Bunun önünde bir engel yok ya da farklı bir şekilde yorumlanmasını gerektirecek bir madde de yok. Raporda bunun sebebine girilmekten imtina ediliyor ama hukukçular olarak bunu defalarca kez dile getirdik. Bu sorun mahkemelerin pratiğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla anayasal ya da yasal yeni bir düzenleme yapmak değil de, mahkemelerin pratiğinin değiştirilmesi gerekiyor. Etkili mekanizma derken mesela yasa ya da anayasa tabiri kullanılmıyor. Etkili mekanizma tabirinden bu yüzden kararı uygulamayan yargı mercilerine uygulanacak yaptırımlar olarak anlıyorum. Ya da işte kararın uygulanmaması halinde bundan zarar gören kişinin ya da kurumların, etkili bir tazmin, giderim yoluna başvurabileceği ve kararı uygulamayan yargı mensuplarına rücu edilmesi gibi mekanizmalar akla geliyor. Ama her şeyden önemlisi iktidarın ve siyasi erkin kullandığı dilin bu noktada belirleyici olduğu ve yargı organları üzerinde telkin edici bir etkisi olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor” diye belirtti.
‘MÜSTAKİL YASA’
Semra Balyan, “Belki de en önemli ve en kritik aşama; bunu izleyen dönemde gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak, bir pozitif çözüm aşamasına geçilmesi. İşte bu aşamada komisyondaki 6 ve 7’nci maddeler öne çıkıyor. 6’ncı maddede, bu yasal düzenlemelerin neler olması gerektiği, silah bırakan örgüt mensuplarının hukuksal durumunun ne olacağı ya da topluma entegrasyonunun nasıl gerçekleşeceği yönünde yapılacak düzenlemeler için bir çerçeve çiziliyor. Yine 7’nci maddede de demokratikleşme önerilerine yer veriliyor. Bu müstakil yasa tanımı 6’ncı maddede geçiyor. Silah bırakan örgüt üyelerinin topluma entegrasyonu ve bundan sonraki silah bırakma aşamasından sonraki hukuki durumların ne olacağı ile ilgili bir müstakil yasa çıkarılacağından, bunun amacı özgü olacağından ve geçici olacağından söz ediliyor. Ve bu müstakil yasadan hukuken anladığımız şu; mevcut yasalarda değişiklik yapılması yoluyla ya da mevcut yasalara ek maddeler eklenmesi yoluyla, bu iş bir çözüme kavuşturulmayacak; tamamen sıfırdan bir yasa çıkarılacak” ifadelerini kullandı.
‘SÜRECİN SÜRÜNCEMEDE BIRAKILMAMASI ÖNEMLİ’
Raporda, örgütün silah bırakmasının, silahsızlanma aşamasının “kritik eşik olarak” ifade edildiğini hatırlatan Semra Balyan, “Raporda yasal düzenlemeler aşamasına geçilmesi için örgütün silah bıraktığının tespit ve teyidi gibi bir aşamadan söz ediliyor. Bu şöyle bir risk de barındırıyor; Eğer bunun ne şekilde somutlaştırılacağı açık bir şekilde ifade edilmezse, yine bir çerçeveye oturtulmazsa; hem bu sürecin hem de akabinde geçilmesi planlanan yasal sürecin sürüncemede kalması ve bu sürecin uzaması gibi bir problem ortaya çıkacak. Bu yüzden bu aşamanın da bir an önce bu muğlaklıktan kurtarılması gerekiyor. Muğlaklık ifade eden böyle aşamaların açık bir dille ne şekilde olacağı ve ne zaman başlanacağının da belli olması gerekiyor ki, sonrasında gelen yasal düzenleme aşaması da sürüncemede kalmasın. Çünkü bütün toplumun beklentisi bu yönde; bir an önce başta hasta, yaşlı mahpuslar olmak üzere siyasi tutsakların serbest bırakılması, ‘umut hakkı’nın bir an önce tanınması ve bu doğrultuda pratik adımlar atılması gibi beklentiler var. Yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması ve bu aşamanın sürüncemede bırakılmaması çok önemli” dedi.
‘SÜRECİN TAKİBİ SAĞLANMALI’
Pozitif barış süreci aşamasında olduğu için yürütülecek yasama faaliyetinin yine toplumun geniş kesimlerince izlenmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Semra Balyan, bu izlemenin denetleme anlamına da geleceğine dikkat çekti. Başta kadınlar olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin bu süreci izlemesi ve denetlemesi gerektiğini dile getiren Semra Balyan, demokratik mücadelenin devam ettiği bir noktada olduklarını kaydetti. Bu süreçte görevin en başta siyasetçilere düştüğünü fakat toplumun tüm kesiminin katılımcı olması gerektiğini sözlerine ekleyen Semra Balyan, “Yasama faaliyetlerini izlemek, öneri ve eleştirilerimizi muhatabına iletmek aynı zamanda bizlerin hakkı da. Bu sürecin izleyicisi ve takipçisi olmak demokratik mücadelenin devam eden bir parçası olacaktır. Hem kadın hem Kürtler hem hukukçular hem de bu toplumda yaşayan bireyler olarak hepimizin sorumluluğu; bu yasama sürecini elimizden geldiği kadar dikkatli bir şekilde izlemek ve takibini sağlamaktır” diye kaydetti.
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel